20 Aralık 2014 Cumartesi

Jennifer L. Armentrout | #Safkan | #Pure

Jennifer L. Armentrout | #Safkan | #Pure


Bir yanda ihtiyaçlar. Bir yanda kader...

Doğaüstü bir yaratık olmak tam olarak muhteşem bir şey değil; özellikle her gittiğin yere "diğer yarının" da gittiği düşünülürse. Seth, eğitimde, ders dışında ve hatta yatak odasında Alexandria'yla birlikte ve bu hiç de eğlenceli değil. Aralarındaki bağın kabuslardan uzak kalmak gibi faydaları da var ama Alex'in safkan yasak aşkı Aiden'a olan hisleri üzerinde hiçbir etkisi yok. Ya da Aiden'ın onun için feda edecekleri üzerinde.

İblisler binayı istila edip öğrencilere saldırınca tanrılar furileri salıyor üzerlerine. Furiler, öğrencilere ve tanrılara karşı en ufak tehdidi ortadan kaldırmakla görevliler, buna Alex ve diğer Apollyon Seth de dahil. Bu sorunlar yetmezmiş gibi, gizemli bir varlık Seth'i tehdit ediyor, Alex de tehlikede. İşin içine tanrılar girince bazı kararlardan geri dönmek çok ama çok zor. Alexandria kaderinde yazanla bilinmez arasında bir seçim yapacak. 

Safkan Apollyonumuz canımız ciğerimiz Seth'in daha çok Aiden'ın ise daha az meydana çıktığı bi kitap olmuş bence bir sakıncası yok tabi ama bunu bir de esas kızımıza yani Alex'e sormak lazım. Safkan'ın en iyi tarafı şu ki bazı bazı olaylardan sonra Alex Seth, Aiden, Lucian, Marcus'la beraber Newyork akitine gidiyor. Newyork' da bir akit daha olması hatta farklı farklı akitlerlerden bahsedilmesi mitolojik dünyayı daha inandırıcı kılmış neyse Newyork akitine piknik yapmaya gitmiyorlar tabi ki burnu çamurdan kurtulmayan kızımız Alex orda bulunan mahkemede yargılanıyor, ancak kendi duruşmasından önce Seth'in fırlamalıkları sonucu bir başka duruşmaya gizlice tanıklık etmek zorunda kalıyor bitabii Seth bunu boşuna yapmıyor çünkü Alex'in duruşmada Safkan bir erkekle ilişkisi olan bir melez kadının başına gelecekleri görmesini istiyor. Başına gelenleri görünce ben ("Aman Aiden kim ki zaten") demeden edemedim. Böyle de dönek bir kişiliğe sahibim ama nerde bizim delikanlı esas kız Alex'de o döneklik nuh diyip peygamber demiyor bir de üstüne Seth trip çekiyor. Bu tarz romanlar da alışık olduğumuz esas kızımızın laf dinlemeyip başını türlü türlü belaya sokması bu kitapta da bol miktarda mevcut, oldum olası bundan nefret ederim ancak okumadan da duramıyorum gizli gizli o inat kişilik hoşuma mı gidiyor acaba. Sonuç olarak Alex' de yine böyle laf dinlemeyip abuk subuk hareketler sonucu (çok ciddi spoiler geliyor demedi demeyin)  dolaylı da olsa Caleb'in ölmesine sebep oluyor. Otur ağla ondan sonra. Kitabın sonunda hiç beklemediğimiz şeyler olmuyor değil tabi sonuç olarak safkan sırf sonu için bile okunur. Jennifer yazsın biz her türlü okuruz. :) 

Jennifer L. Armentrout | #Melez | #Half-Blood

Jennifer L. Armentrout | Melez | Half-Blood 


Hematoi ırkı, tanrılarla yaratıkların soyu. İki Hematoi çocuğu Safkan sayılıyor ve tanrısal güçlere sahip oluyor. Hematoilerle ölümlülerin çocukları olan Melezlerde ise bu güçler yok. Bu melezlerin sadece iki seçeneği var: eğitimli birer Avcı olup iblis avlayabilir ya da Safkanların evlerinde kölelik yapabilirler.

Bir Melez olan Alexandria, yaşamını tuvalet temizleyerek geçirmek yerine tehlikeye atmaya razı ama bunu da yüzüne gözüne bulaştırabilir. Avcılık öğrencilerinin uyması gereken belli kurallar var. Alex'in bu kuralların hepsiyle başı dertte ama en fazla birinci kural onun için büyük sorun: Safkanlarla Melezler arasında ilişki yasak.

Ne yazık ki Alex, Safkan Aiden'a çok fena âşık. Ancak bu aşk onun tek büyük sorunu değil; daha büyük bir sorun, okuldan mezun olana kadar hayatta kalmak ve bir Avcı olmak. Görevinde başarısızlığa uğrarsa ölümden ya da kölelikten de kötü bir son onu bekliyor: bir iblise dönüşmek ve Aiden'ın avı olmak.

Daha korkunç bir şey düşünülebilir mi?

Melez, Yunan Mitolojisine bambaşka bir bakış açısı kazandırıp dünyada büyük yankı uyandıran Melez Sözleşmeleri serisinin ilk kitabıdır.

Yine bir Jennifer L. Armentrout serisi ile beraberiz ve bu seri ile Alex karşımıza çıkıyor. Alex kim midir? Tam adı Alexandria Hematoi ırkından geliyor ve bir melez çünkü  annesi safkan babası ise insan. Annesi o küçükken Akitten onu zorla kaçırmış. Akite gelirsek safkanlarla melezlerin eğitim gördüğü gerçek dünyayla alakası bulunmayan bir adada bulunan okul diyebileceğimiz(zorlarsak diyebiliriz) bir yer. Burada melezler, ya safkanları korumak için muhafız oluyorlar ya da başarısız olup ömürlerinin sonlarına kadar safkanların kölesi olarak kalıyorlar.Aslında esas kızımızın gayet normal bir şekilde yaşayıp giderken yeni birileri ile tanışıp başına türlü türlü belalar açmasına alışığız ancak bu kitap standartların aksine direk kızımızın başındaki bela ile başlıyor ki bu okuma isteğini bir nebze daha artırıyor. Belanın ne olduğuna gelirsek isimlerinden de belli olacağı üzere iblisler. İblisler, Melez ve Safkanlar'ın kanlarında bulunan, Safkanlar'da daha çok olan, "eter" adlı maddeyi içerek beslenen şeytani yaratıklar. Bir İblis, yine bir Safkan'ın dönüştürülmesi sonucu oluşuyor. Annesi bu İblisler tarafından gözleri önünde öldürüldükten sonra Alex, tüm gücüyle yaratıklarla dövüşmeye devam ediyor evet evet tek başına değil tahmin edebileceğiniz üzere tam artık herşey bitti derken esas oğlanımız yani Aiden sahneye çıkıyor ve kızımızı kurtarıp tekrar Akite götürüyor. 
Gelelim Apollyon olayına Apollyonlar tanrılar tarafından seçilmiş melez veya safkanlar. Bir avcıya göre çok daha hızlı ve güçlüler en önemlisi bütün elementleri kullanabiliyorlar. Bizim Apollyon  da Seth. Doğal olarak olmazsa olmazımız kızımız Aiden'a aşık olsa da Sethle de aralarında ne olduğu belli olmayan bir şeyler var. Aslında standart fantastik paranormal bir roman yani bir esas kızımız bir esas oğlanımız var birbirlerini sürekli birşeylerden koruyolar örgüsüne alışığız ancak işin içine Apollyon girdiği için daha okunabilir daha sürükleyici bir hal almış. E hadi okuyun o zaman. 

Kitaplığımdaki bir yazar "Dan BROWN"

Selamlar Selamlar,

 Uzun zamandır bloguma vakit ayıramayıp, sonun da kavuşmanın vermiş olduğu heyecanla yaza yaza bitiremedim bugün ve kendime yeni bir konu edindim. Kitaplığımdaki  bir yazar. Sizin için her hafta kitaplığım da bulunan bir yazar hakkın da fikir sahibi olabilmeniz için nedir ne değildir yazısı yazıyor olacağım. Gelelim bugün ki misafirimize "Dan  Brown". İşin aslı Dan Brown kitapları hakkında bugüne kadar blogumda herhangi bir yorum yapmadım çünkü onu eleştirebilecek seviye de bir yorumcu olduğumu düşünemiyorum bile, bana kalırsa gelip geçmiş en önemli kurgu yazarlarından biri. Okuduğum ilk kitabı Da Vinci Şifresi olmuştu ki benim için dönüm noktasıdır çünkü o kitap beni böyle bir kitap delisi yaptı. Da Vinci Şifresinden hemen sonra Melekler ve Şeytanlar, Dijital Kale, İhanet Noktası ( ki o zaman elime hangisi geçtiyse onu okudum sıra olayı gütmeden) sonrasında Kayıp Sembol'ün çıkmasını beklemek en sonunda da Cehennem.


Kitapların her birinde Brown'ın zekasına hayran kalma eşiği biraz daha artıyor. Okuyan bilir Robert Langdon  Harvard Üniversitesi'nde dini ikonoloji ve semboloji profesörüdür aslında sadece kurgu olduğunu bilirken bir diğer yandan da yaşayan sanki Harvard' a gitseniz adını sorduğunuz zaman onu gösterebileceklermişcesine gerçek, gerçekten varmış ve zekasına bilgisine hayran olmamak, aşık olmamak mümkün değilmiş gibi bunun bir diğer nedeni de Dan Brown'ın zekasının yanına Da Vinci Şifresi ve Melekler ve Şeytanlar'ın aynı adlarıyla sinemaya uyarlanıp Robert Langdon rolünü de Tom Hanks gibi önemli bir aktörün oynamış olması. Beni bıraksalar ben sabaha kadar Dan Brown'ı övmeye devam ederim ama amacımız bu değil di tabiki. :)


Bu da sizin için Cehennem'in arka kapağı, gördüğünüz gibi cehennemin kapıları İstanbul'a açılıyor. O zaman Robert Langdon'a yani aslında Dan Brown'ın yaratıcılığına aşık olmak istiyorsanız buyrun okuyun. 


Genel olarak Dan Brown kimdir dersek ?

Dan Brown, 22 Haziran 1964 doğumlu ABD'li yazar.

Amherst Koleji ve Philips Exeter Akademisi’nden mezun olduktan sonra bir süre eğitim gördüğü bu okullarda İngilizce öğretmenliği yaptı. Şifre çözme ve gizli hükümet örgütlerine duyduğu ilgi, 1996'da ilk romanı Dijital Kale'nin ortaya çıkmasını sağladı.

Roman, yayımlanmasından hemen sonra Dan Brown bir anda elektronik kitap listelerinde 1 numaraya yükseldi. Amerika Ulusal Güvenlik Teşkilatı'nı (NSA) konu alan roman sivil halkın mahremiyeti ile ulusal güvenlik arasındaki ince çizgiyi irdeliyordu.

Başkanlık Ödülü'nü kazanmış bir matematik profesörü ile ilahiyat müzisyeni bir annenin oğlu olan Dan Brown, bilim ve din gibi paradoksal felsefelerin egemen olduğu bir ortamda büyüdü. Bu birbirini tamamlayıcı görüşlerden aldığı esinle ünlü romanı Melekler ve Şeytanlar'ı 2000 yılında yazdı. Bu yapıt da bir İsviçre fizik laboratuarı ile Vatikan kenti arasında geçen, bilim ve din odaklı bir gerilim romanıdır.

Yazar 2001'de yazdığı tekno-gerilim türündeki ikinci romanın İhanet Noktası'nda da politikada ahlak, güvenlik ve gizli teknoloji konularını işledi.

Dan Brown, büyükbabasının da mason olduğunu pek çok programda açıklamıştır. Evlerinde garip önlükler ve beyaz eldivenler bulduğunu söylemiştir. Kayıp Sembol adlı romanını da bu yüzden yazdığı düşünülmektedir. Kitabın konusu da masonluktur.

Ayrıca, 2003 yılında çıkardığı ve tüm dünyada satış rekorları kıran Da Vinci Şifresi kitabının da yazarıdır. Da Vinci Şifresi ve Melekler ve Şeytanlar kitaplarının filmi de çekilmiştir.

Sanat tarihçisi ve ressam olan eşi de araştırmalarına yardım etmekte ve eserlerine fon sağlamaktadır



Jennifer L. Armentrout | #Saplantı | #Obsession

Jennifer L. Armentrout | Saplantı | Obsession


Luxenler ve Arumlar, Lux serisinden bağımsız da okunabilecek Saplantı'da çok daha baştan çıkarıcılar.

Ukala, zorba ve tapılası bir adam. Korunmaya muhtaç, küfürbaz ve ateşli bir kadın.

Hunter acımasız bir katil. Devlet için kötü adamları öldüren bir uzaylı. Işığın çocukları Luxenleri yok etmek için doğmuş bir Arum. Yaptığı işten de çok memnun, ta ki, bir insanı korumak zorunda bırakılana dek.

Serena, en yakın arkadaşı, senatörün oğlunun doğaüstü bir varlık olduğunu söylediğinde, ona inanmamıştı. Kim inanır ki? Ne yazık ki sonrasında korkunç bir olaya şahit oldu.

Hunter ve Serena, ateş ve barut gibi… Bir arada olmaları çok tehlikeli… 

Sonunda Hunter yapmaması gerekeni yapıyor. Hem de defalarca.
(Tanıtım Bülteninden)

Saplantı elinize geçtiyse büyük ihtimalle Lux serisini okuyup bütün seri boyunca Arumlara lanet yağdırdınız değil mi? O zaman bir de Saplantıyı okuduktan sonra ki görüşlerinizi alalım. Kitap 18+ sayılabilir türden ki zaten Jennifer L. Armentrout yaptığı bir açıklama da bunu önemle belirtmiş. Kitabın en hoşuma giden tarafı daha önce Lux serisinde geçen anlam veremediğim bir sahnenin saplantı da tekrar meydana çıkıp olayın nasıl geliştiğinin gösterilmesiydi yani siz de orada Daemon' a sataşan pis, tüh, kötü arumun kim olduğunu gördüğünüzde çok şaşıracaksınız, Lux serisini okuduysanız bu kitabı da elinize alın zira sizi çok şaşırtacak. Bu kitabı da okuduktan sonra baya baya Arumların ve Luxenlerin varlığına inanacaksınız. :) 

Karen Marie Moning | #Gölge Ateşi | #Shadowfever

Karen Marie Moning |Gölge Ateşi| Shadowfever


Mac Kayla Lane, ablası Alina'yla birlikte evlatlık verilip İrlanda'yı bir daha dönmemek üzere terk ettiğinde küçük bir çocuktu. Yirmi yıl sonra Alina öldü ve Mac, ablasının katilini bulmak için İrlanda'ya dönmeye karar verdi. Doğaüstü güçlere sahip, lanetlenmiş bir soydan geldiğini keşfettikten sonra ise kendini esrarlı bir geçmişin içinde buldu. İnsanların, binlerce yıldır aralarında gizlenen ölümsüzlerle yaşadığı çatışmanın tam ortasında kalmıştı. Mac artık bir yandan acılarına göğüs germeye çalışırken, bir yandan da kendini dünyaları yaratma ve yok etme gücüne sahip bir büyü kitabı olan SinsarDubh'ı ele geçirmeye adamıştı.

Sinsar Dubh, Mac'i yüzüstü bırakıp sevdikleriyle arasında ölümcül bir patika oluşturduğunda ise avcı, artık av olmuştu. Mac artık kime güvenebileceğini kestiremiyordu. Sürekli rüyalarına giren o kadın kimdi? En önemlisi, bizzat Mac kimdi?

"Dudaklarimda düşmanimin, ablamin sevgilisinin, sevgilimin katilinin dudaklari, hak ettiğim cezanin tadina bakiyorum."

"Gölge Ateşi beklediğim, istediğim, ihtiyaç duyduğum, açlığını çektiğim her şeyi ve çok daha fazlasını veriyor."
- Fresh Fiction-
(Tanıtım Bülteninden)

* = X kişisi diyorum çünkü kim olduğunu söylersem spoilerin dibine vurmuş olacağım ki benim açımdan çok hoş olsa da sizin açınızdan hoş olmayacaktır. :)

Rüya Ateşi'ni okumaya başlayacaksınız bu da demek oluyor ki Gölge Ateşi'ni bitirdinizve o "yok artık, hadi ordan,hayır olamaz, imkansız" tepkilerini verdiniz, tamam tamam saklamaya gerek yok sinirden saçınızı başınızı yoldunuz ağzınız açık 10 dakika kitaba baka kaldınız biliyorum çünkü bende öyle yaptım ve hemen gölge ateşini elime alıp ilk sayfadan başlamak yerine kitabın sonlarını açıp X kişisinin adını aramaya başladım zira bulamasaydım o an o dakika seriyi okumayı sonlandıracaktım. Gölge Ateşi serinin tartışmasız en uzun, en bitmek bilmeyen bitmeyi bırakın ne kadar okursanız okuyun ilerlemeyen kitabı. İlerlemiyor çünkü bir an önce X kişisinin akıbetiyle alakalı bir şeyler bulmak istiyorsunuz. Bu geçen olay örgüsü sırasında Mac'in saçmalıklarına kızmayı da ihmal etmiyorsunuz. Yaşadığı kayıp ve kaybın tek sorumlusunun kendisi olması onu türlü türlü saçmalıklar yapmaya sürüklüyor, Lord Master'la iş birliği yapmak gibi. Öyle ki ablası bile ona artık vız geliyor ancak aynı zaman da ona acımaktan da geri kalmıyorsunuz çünkü Karen Marie öyle bir kitap yazmış ki sanki gerçekten o kişiler var ve siz de onlarla o acıyı yaşıyorsunuz, yani meftanın arkasından mevlüt bile okutasınız gelebilir. Daha önce cevap bulmak yerine soruların arttığını söylemiştim ki bu kitap da artık bütün sorularınızın cevabını alabilirsiniz. Barrons'un ne olduğu konusunda oldukça fazla fikir yürütmüştük, sonuç: hiç biri. Hatta bana kalırsa ben Barrons'un ne olduğunu bile anlayabilmiş değilim ama açıkçası önemsemedim de çünkü artık 5. kitap sonunda aralarında ki olay netleşti tam da olması gerektiği, kıvamında vıcık vıcık muhabbetlere girilmeden sanki sadece ikisi bilir gibi. Ayrıca gülümseyerek okuyacağınız bir son da sizi bekliyor.

Karen Marie Moning | #Rüya Ateşi | #Dream Fever

Karen Marie Moning | Rüya Ateşi| Dreamfever



Geçmişimi çalmış olabilirler. 
Ama geleceğimi elimden almalarına asla izin vermeyeceğim. 
İnsan ve Peri dünyaları arasındaki duvarlar yıkılmıştı. Doymak bilmez, ölümsüz Unseelieler buzdan hapishanelerinden kurtulduğunda, MacKayla Lane ölümcül bir tuzağa düşecekti. Peri Efendisi tarafından esir tutulan MacKayla'nın, kim ya da ne olduğuna dair her şey, zihninden silinmişti. Oysa Mac, Sidhe-kahinlerini görebilen tek kişiydi ve iki dünyayı da kontrol edecek anahtarı elinde tutan gizemli kara büyü kitabının izini sürebilecek tek canlı da oydu...
Hafızasını geri kazanmak, yalnızca ilk adımdı. Mac, Dublin'in mücadele dolu sokaklarında savaşıp eski, gizli bir tarikatın tehlikeli ağına düşecekti. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı peri dünyasında, dostu olduğunu iddia edenlerin karmaşık yalanlarıyla mücadele edecekti. Mac, her şeyini kaybettiğini düşünüyordu ama onu sarsacak bir gerçekle yüzleştiğinde, aslında oyunun daha yeni başladığını anlayacaktı.
Kendine bile güvenmezken kime güvenebilirsin ki?

Evet evet ölmedim, o kadar yoğun çalışıyorum ki buralara gelip yorumlarımı yapmak için fırsat bulamıyorum ama bu okumama engel değil tabi ki bir sürü bir sürü kitap okudum hepsini hepsini yorumluyorum şuan, şu dakika, şu saat. Gelirsek Rüya Ateşine yine deli dehşet iki günde bitirdim ve hiç bitsin istemedim ama ne kadar istemesek de bitiyor değil mi? :( İntikam Ateşini okuduysanız bilirsiniz kitabın sonunda zönk diye kalıyorsunuz hatta " ay şimdi ne olacak,yuh, hayır olamaz asla" gibi tepkiler vermişsinizdir yada en azından ben verdim. Rüya ateşi işte tam oradan başlıyor bende konuya direk dalıp çok ağır spoiler veriyorum bence özellikle 3. Kitabı okumadıysanız yorumlarımı okumayın ama illaki okumak istiyorsanız ki büyük ihtimalle okuyacaksınız sonrası için beni suçlamayın çünkü kızımız sizin de tahmin edebileceğiniz gibi Pri-ya denen zımbırtıdan oluyor, daha önceki kitapları okuduysanız bilirsiniz Pri-ya geri dönüşü olmayan asla kurtulamayacağı kölelik diyebileceğimiz bir şey sonuç olarak siz de ee şimdi ne olacak, aa nasıl olur diyerek ahlanıp vahlanıp hızlı hızlı okumaya başlıyorsunuz ama hayal kırıklıkları birbiri ardına geliyor kızımız Pri-ya olmuş hiç birşeyin farkında değil üstelik kitap Dani'nin anlatımıyla başlıyor bile diyebiliriz ki bu süre zarfında sıkılmadım değil alışmışım bir kere Mac ve Barrons'un atışmalarına sonuç olarak kızımızı en son kalakaldığı kiliseden hiç beklemesem de Dani kurtardı en çok sinirlendiğim nokta da şu ki kilisede o kadar şey olurken bizim esas oğlanların hiç biri ortalıkta yoktu olmadık zamanda meydana çıkarlar ama asıl lazım olacakları zaman yok olurlar. (Neyse burada buna sinirlenmeyi bırakıyorum çünkü eğer gelselerdi kitap olmazdı :P) Barrons ortalıklarda gözükmedikçe de beni aldı bi krizler bi krizler ama sonunda beklediğim oldu Barrons manastıra daldı arkasında kendisi gibi 8 devasa adamla Mac'i aldı gitti. Arkasında ki kendi gibi 8 devasa adamı merak ediyorsunuz tabi bende etmiştim artık o kadarını da okuyun da görün. Sonrasına gelirsek eğer Mac kendinde olmadığı için Barrons'un onu kendine getirmesi gerekiyordu ki bunun için çözümü çok ilginçti :) Kitabın devamında artık duvarlar yıkılmıştı ve geçiş sırası gibi insanların faelere alışmalarından, onlarla takılmalarından, uyum sağlanmasından, Dublinin yerle bir olmasından falan bahsediliyor çok fazla olay yok aksine çok fazla soru var. Devam edersem bütün kitabı hevesle anlatırım size sonra sizin okumanıza gerek kalmaz ama bu biter bitmez gölge ateşini okumak isteyeceğinize kalıbımı basarım.  

Karen Marie Moning | #İntikam Ateşi | #Faefever

Karen Marie Moning | İntikam Ateşi | Faefever


Tehlikenin farkında mısınız?
ONLAR her yerdeler!

MacKayla Lane, kız kardeşi Alina’nın intikamını almak için Dublin’in tehlikeli sokaklarında canı pahasına mücadele ediyor.
Dokunan herkesin korkunç şeyler yaptığı bir kitabın peşinde, Kelt efsanelerine konu olan yaratıklarla savaşıyor, değişiyor ve yetişkin bir kadına dönüşüyor.
Etrafındaki kimseye güvenmiyor. Ne dizlerinin bağını çözen Fae Prensi Vlane’e, ne henüz ne olduğunu çözemediği Barrons’a, ne de kendisi gibi sidhe-kâhini kızları yöneten Rowena’ya.
Sadece intikamı, yitirdikleri ve dünyanın kaderi için savaşıyor. Ve oldukça da sağlam dövüşüyor.

Ve oldukça da sağlam dövüşüyor ama sonuç! : sonucu söylersem spoiler olacak kendimi yazmamak için zor tutuyorum. Böyle abuk bir giriş yapmamın sebebi ne mi? Kitabın sonuna geldiğimde neye uğradığımı şaşırdım okuduğunuz zaman siz de aynı tepkileri vereceksiniz eminim. Aslında intikam ateşini okuyalı uzun zaman oldu hatta onun yanında devamını getirip Rüya Ateşi ve Gölge Ateşini de okuyup bir solukda ancak derslerim bir yandan işim bir yandan bir türlü yazacak fırsatı bulamadım. Kışın gelmesi, sınavların geçmesi sonunda artık yazabilecek vakti buldum. İntikam Ateşi de serinin diğer kitapları gibi soluk soluğa okuttu kendini bana ama şurası bir gerçek ki Barrons bu kitap da ortalıklarda yok denilebilecek kadar az çıkıyor karşımıza kızcağız ne hallere düştü beyefendinin ruhu duymadı, Vlane desem olur olmadık yerlerde meydana çıkar kızın en ihtiyaç duyduğu zaman o da yok  sonucu gördüğünüz de "ee şimdi ne olacak yani" dediğinizi duyar gibiyim. Karen Marie Moning bizi Jericho'nun kahramanlıklarına o kadar alıştırmış ki bizi kendimi eksik hissettim okudukça, o da fark etmiş olacak ki bir sonra ki kitap da bol bol karşımıza çıkıyor. Siz hala seriye başlamadınız mı kapağına aldanmayın alın ve okuyun. :)